FM 2019 Çıkış Tarihi Belli Oldu

Fm19 Duyuruldu steamda erken satın alma indirimi ile başladı! Gerçi indirim dedikleri de çok tartışılır :)

FMRTE 2019 İndir!

FMRTE 2019 için yakın takipteyiz çıktığı anda sizlerle paylaşacağız

FM 19 Yamaları ve Ek Dosyalar

Çok yakında bu bölüm hizmete girecek!

Fm Oyuncuarı Destekleşme Blog

Blog'umuz fm oyuncularına fayfalı ilerikler sağlamak amacı ile açılmştır oyunculara destek olabilrsek ne mutlu bie.

FM 19 Save Dosyaları

Çok yakında save dosyalarını paylaşmaya başlayacağız

6 Ocak 2015 Salı

Wasteland 2 İnceleme,Nasıl Oynanır?

Çeyrek asırlık bekleyiş… Evet, tam 25 senedir Wasteland’in ikinci oyunu için gün sayıp duruyoruz. Defalarca ertelenmesine ve iptal söylentilerine rağmen bir şekilde ayakta kalmayı başaran yapım, oyun dünyasına büyük katkıları olan Kickstarter projesi ile yeniden hayat bulunca eski oyuncuların içinde fırtınalar koptu diyebiliriz. Yeterli maddi desteği arkasına alınca sonunda hayaller gerçeğe dönüştü ve Wasteland 2 bir masal olmaktan çıktı.

Yeni nesil oyuncular Wasteland hakkında bilgi sahibi olmayabilir. Tarihler 1988’i gösterdiğinde Commodore 64’ün 16 renkli ekranında yer alan, tam iki kaset dolusu, o dönem için akıl almaz büyüklükte bir oyundu Wasteland. Sadece 64 KB hafızası olan Commodore 64’te bizlere harika bir macera yaşatmış, birkaç piksellik karakterimizle çorak toprakları arşınlarken bambaşka bir dünyaya sürüklemişti. Aradan geçen onca zamanda oyun dünyası çok değişti. Grafikler akıl almaz seviyelere ulaştı, oyunların tempoları tavan yaptı, toplam oyun süreleri kısaldı. Peki ya Wasteland? “Old School” diye tabir edilen ve eski nesil oyunculara hitap eden Wasteland 2 bu çağa ayak uydurabildi mi?

Standing on the edge of the crater*

Laf salatası ile vaktinizi almak istemiyorum. O yüzden oyunun perde arkasına çok kısa değineceğim. Daha popüler olması nedeniyle herkesin yakından tanıdığı Fallout tarzı bir oyun şekline ve atmosfere sahip Wasteland 2. Nükleer patlama sonrası dünya üzerindeki yaşamın baştan aşağı değişmesi ve yeni bir düzeninin kurulmasına değinen bir oyun. Güçlü olanın kendi kurallarını uygulamaya koyduğu, modern yaşamımızdaki en basit öğelerin bile büyük birer nimet olduğu çorak topraklarda geçiyor. Çevreye hakim olan kaosa dur demek için bir araya gelen dört çöl korucusunu yöneterek, insanlara yardımcı olmaya çalışıyoruz. Elbette bunu yaparken kendi kurallarımızı uygulamakta, kendi seçimlerimizi yapmakta özgürüz.


İki boyutlu FRP oyunları dönemindeki gibi izometrik açıdan ilerlediğimiz Wasteland 2’de, savaş esnasında sıra tabanlı oynanışa geçiliyor. Takım halinde doğru hamleler yapmak ve taktiksel açıdan çatışmaları doğru şekilde süzmek son derece önemli. Her karakterin kendine has becerilerinin yer aldığı, ekip çalışmasının hayati öneme sahip olduğu oyun tarzı bulunuyor.

Like the prophets once said

Wasteland 2’ye başladığınız anda dört adet karakteri oluşturmanız bekleniyor. Daha bu ekranda bile oyunun nasıl da eski nesil oynanışı benimsediği, bir an evvel maceraya dalmak isteyen oyuncuların uzak durması gerektiğini kısa yoldan anlatılıyor diyebiliriz. Tamam, önceden hazırlanmış dokuz karakterden dilediğimiz dört tanesini seçerek oyuna hemen giriş yapabiliyoruz ama emin olun ki, oyunda biraz deneyim kazandıktan sonra, yeniden başlayıp karakterlerini kendiniz yapmış olmayı dileyeceksiniz. Bu yüzden, önceden hazırlanmış karakteri seçseniz bile üzerilerinde ufak rötuşlar yapsanız iyi olur.

* Ara başlıklar, Metal Gear Solid V: The Phantom Pain fragmanının tema müziği olan, Mike Oldfield’ın ‘Nuclear’ isimli parçasına aittir.

Karakter oluşturma bölümü o kadar detaylı ve o kadar önemli ki, yapacağınız en ufak bir hata tüm oyun boyunca kafanızı duvarlara vurmanıza neden olabiliyor. Karakterimizin becerilerini seçtiğimiz ana ekranın sol kısmında fiziksel kabiliyetleri oluşturuyoruz. Hamle sırası kendine geldiğinde ne kadar hızlı hareket edebildiği, silahını ne kadar iyi kullanabildiği, gücü, dayanıklılığı ve şans faktörü gibi özellikleri belirleyebiliyoruz bu ekranda. Sağ kısımda ise biraz daha detaylı özellikler var. Alarmları etkisiz hale getirme, patlayıcı uzmanlığı, hackerlık, tıbbi müdahale gibi özelliklerin yanı sıra, kaba kuvvet kullanma, liderlik, önsezi, konuşma becerisi, hayvanlara hükmetme gibi oynanışı derinden etkileyen özellikler de bulunuyor.

Kahramanlarımızın ateşli ve yakın dövüş silahlarını ne derece iyi kullanabildiği de karakter oluşturma ekranında belirleniyor. Puanları dağıtırken, dört karakterin de farklı silahlarda uzmanlaşmasına ve bulduğunuz her silahı mutlaka kullanmayı bilen birinin bulunmasına dikkat etmelisiniz. Aynı silahta uzmanlaşmış birden fazla karakter olursa, mermi sıkıntısı yaşayabilirsiniz.

Bir sonraki ekranda ise karakterin kişisel bilgileri, dini görüşü, etnik kökeni ve sigara kullanması gibi seçenekler de sunuluyor. Hatta kendinizi olaya iyice kaptırırsanız, karakterin biyografisini bile yazabileceğiniz bir ekran bulunuyor. Karakterin görünüşü belirlediğimiz ekran çok detaylı değil ama zaten büyük bir önem de arz etmiyor.

and the ashes are all cold now

Karakter oluştururken bir iki tüyo vermeden geçmek olmaz. Kesinlikle dört karakterin de farklı konularda uzman olduğundan emin olmalısınız. Kaba kuvvete güvenen karakter meydana getirdiyseniz, mutlaka bir tane de teknik konularda uzman takım elemanı oluşturmanız gerekli. Aynı şekilde grupta kesinlikle bir şifacı, bir de ağzı laf yapan karakter olmalı ki, kısa yoldan çözüme ulaşabilesiniz.

Özellikle oyunun başında kaba kuvvet ile kapıları, kilitleri kıran bir karaktere ihtiyaç duyuluyor. Aynı şekilde bilgisayar uzmanlığı ile sistemleri hackleyebilen ekip elemanı da olmazsa olmazların arasında. Önsezi sahibi olmak ve tuzakları önceden fark edip patlayıcıları etkisiz hale getirmek de çok sık kullanacağınız becerilerin başında geliyor. Etrafta bulacağınız ek parçaları kullanarak elinizdeki silahı daha güçlü hale getirebilmek için ise “weaponsmith” özelliğine sahip olan bir karaktere ihtiyacınız var.


Mutlaka bilinmesi gereken kabiliyetlerden biri de konuşma esnasındaki ikna becerisi. Burada üç farklı seçenek karşımıza çıkıyor; “Smart Ass”, “Kiss Ass” ve “Hard Ass”. Smart Ass konusunda uzmanlaşırsanız, karşınızdakini kelime oyunları ile ikna edebiliyor ve istediğinizi yaptırabiliyorsunuz. Kiss Ass özelliği ile rakibinizi manipüle edip aradığınız bilgiyi ele geçirebiliyorsunuz. Hard Ass ile de kabadayılık taslayıp, tehdit savurarak istediğinizi yaptırmaya ya da bilgiyi ele geçirmeye çalışıyorsunuz. Bu üç özellik de oyun içinde sayısız defa işinize yarayabiliyor. Bu nedenle, farklı karakterlere bu özellikleri paylaştırırsanız, görevleri kısa yoldan yapma imkanına kavuşuyorsunuz.

No more bullets and the embers are dead

Gelelim oynanışa. C64 nesline yetişmediyseniz bile, oynanışın iki boyutlu Fallout’lara benzediğini söylememiz yeterli olacaktır. Oluşturduğumuz dört kahramanımız da aynı anda ilerleterek karşılaştığımız karakterlerle etkileşime giriyor, uzun diyalogları dinliyor ya da okuyor ve ardı sıra görevleri yerine getiriyoruz. Yeni bir şehre girdiğimizde konuşmamız gereken pek çok insan, okumamız ve anlamamız gereken pek çok diyalog, araştırması beklenen sayısız mekan bulunuyor. Haliyle, “Elime silahı geçirir, herkesi kevgire çeviririm!” diye bekleyenler bu oyunda hüsrana uğrayabilir. Wasteland 2, özellikle konuşma, taktik kurma, gizemleri çözme ve karakterleri belirli konularda geliştirme üzerine kurulu.

Bir şehirden diğerine giderken ana hartaya geçiyor, keşfedilmemiş bölgeleri dolaşıyorsunuz. Burada dikkate edilmesi gereken iki konu var; biri radyasyon, diğeri de su. Etrafta radyasyon sızıntısı varsa sol alt kısımdaki ibreden bunu görüyor ve işitiyorsunuz. Dolayısıyla bazen yolunuzu uzatmanız gerekiyor. İlerleyen bölümlerde ise mecburen radyoaktif bölgelerden geçmek gerekiyor. Bunun için de radyasyon kıyafeti giymemiz zorunlu oluyor. Öte yandan su miktarınız da yürüdükçe azalıyor. Bu nedenle harita üzerindeki kuyuları tespit etmek ve kuyuların konumlarına göre güzergahınızı belirlemek çok önemli. Kuyulara sağ salim ulaşırsanız, mataralarınızı doldurabiliyor, susuzluğunuzu gideriyorsunuz.

Whispers in the air tell the tales

Peki, elimize hiç mi silah almıyoruz? Elbette sayısız defa çatışmaya gireceğiz, ama burada da taktik öğeler ön plana çıkıyor. Karakterleri doğru konumlara yerleştirmek, düşmanlara tek bir noktadan değil, farklı açılardan saldırmak ve çevredeki objeleri avantajınıza kullanmanız çok mühim konular. Her karakterinizi uzman olduğu silah ile kuşattıktan sonra, çatışma esnasında düşmana yakın mı, yoksa uzak mı olacağını belirlemeniz gerekiyor. Tabanca kullanmayı iyi bilen bir karakter mecburen belli bir seviyeye kadar yaklaşması gerekirken, tüfek kullanmayı bilen karakteri sıcak çatışmanın uzağına yerleştirmeniz en mantıklısı.

Karakterlerin becerileri doğrultusunda, silahları ateşledikleri zaman isabet ettirme şansları da ortaya çıkıyor. Çatışma esnasında, düşmana silahınızı doğrultunda yüzdelik dilimlerde sayılar görüyorsunuz. Bu sayılar, tetiğe bastığınız zaman isabet ettirme şansınızı gösteriyor. Tüfek kullananlar uzaktan, tabanca tercih edenler de yakından ateş edince bu yüzde artacaktır. Elinde dürbünlü tüfek olan bir karakteriniz düşmanla burun buruna geldiyse atış şansı %0’a kadar düşebildiğini unutmamak gerek. Hal böyle olunca hemen silahı değiştirip, yakın dövüşe geçmeniz gerekebiliyor.

Çevredeki cisimleri de avantajınıza kullanmanız çok önemli. Siperlere saklanarak hem vurulma şansınızı düşürüyor, hem de daha net atışlar yapabiliyorsunuz. Aynı şey yere eğilmek için de geçerli. Karakterinize dik çökerek atış yaptırırsanız hem hedef küçültmüş oluyorsunuz, hem de daha yüksek yüzde ile atış yapabiliyorsunuz.

Of the brothers gone

Sıra tabanlı savaş sistemi benimseyen her oyunda olduğu gibi Wasteland 2’de de “Action Point” ismi verilen hareket sınırlamamız var. Her karakterin hızına ve kullandığı silaha bağlı olarak AP miktarı doğrultusunda hamle hakkı oluyor. Çatışma ekranında ne kadar ilerleyebildiği ve kaç defa silahını kullanabileceği buna göre belirleniyor. Silahınızı yeniden doldurduğunuzda, yere çömeldiğinizde ya da birkaç adım yer değiştirdiğinizde AP puanınız azalıyor. Bu da, yeri geldiğinde silah ateşlemenize fırsat kalmadan sıranızın geçmesine sebebiyet verebiliyor.


Şans faktörünü de unutmamak gerek. Karakteri oluştururken belirlediğimiz şans düzeyi, çatışma esnasında zaman zaman işe yarayabiliyor. Sıra karakterinize geldiğinde şansı yaver giderse çatışmada daha etkili rol üstlenebiliyor. Eğer şanssız bir gün geçiriyorsanız, elinizi tetiğe bastığınız anda silah tutukluk yapabiliyor ve boş yere AP puanı harcayıp hiçbir şey yapamadan sıranızı savmak zorunda kalabiliyorsunuz.

Çatışmaların ardından şifacınız ile tüm ekibi elden geçirmeniz gerekiyor. Kimi zaman ağır yara alan veya vücudunda kesikler oluşan karakterler kan kaybından ölme tehlikesi geçirebiliyor. Bu nedenle grupta mutlaka eli neşter tutacak, ameliyattan anlayan biri olmalı. Zehirlenme durumları da çok sık karşılıyor. Çantanızdaki antidotları uygun zamanda kullanmak çok mühim. Zehirlenmeler ve kanamalar müdahale edilmese bile bir süre sonra etkisini yitirse de, düzenli aralıklarla hayat puanının eksiliyor olması, çıkacak ilk çatışmada nalları dikmemize neden olabilir.

Outland İnceleme,Nasıl Oynanır?

Küçüklüğüm Sonic, Ruff' in Tumble ve Metal Slug gibi sürükleyici iki boyutlu platform oyunları ile geçti. Bu oyunlardan aldığım zevk gerçekten bir başkaydı. Günümüz oyunlarında olmayan bir zevkten bahsediyorum. Ne yazık ki gelişen teknoloji ile bu oyunların sayılarında ciddi bir azalma oldu. Fakat her ne kadar sayıları azalsa da bazı iki boyutlu platform oyunları, hem eski platform oyunlarının zevkini sunuyor, hem de yeni nesil teknolojinin nimetlerinden sonuna kadar yaralanıyor. Outland de bu oyunlardan biri! Oyunu elime aldığımda epey şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Beklediğimden çok daha güzeldi ve her geçen saniye daha da güzelleşmeye devam ediyordu. Oyuna duyduğum hayranlığı burada noktalayarak, oyunun detaylarını anlatmaya geçmek istiyorum.

Burası karanlık bir dünya

Outland karanlık ve aydınlık güçlerin var olduğu, sihirli bir dünyayı konu alıyor. Bizim karakterimiz ise zamanla iki tarafından gücünü kontrol ederek, kahramansı bir hikayeyi yaşıyor. Oyunda kırmızı güçler karanlığı, mavi güçler aydınlığı simgeliyor. Karakterimiz her iki gücüde kullanarak, karşısına çıkan bulmacaları çözüyor, engelleri geçiyor ve yaratıklarla savaşıyor. Her iki gücün, bulmacalarda ve beceri gerektiren engellerde kullanılması oyuna çok farklı bir hava katmış. Örnek verecek olursam, oyunda kırmızı gücü kullanırken, kırmızı renkteki çevre saldırılarına karşı korunmuş oluyorsunuz (aynı durum mavi güç için de geçerli). Fakat tam o sırada kırmızı renkte bir düşman üstünüze geliyor. Bu düşmanı yenmek içinde kırmızı güçten mavi güce geçiş yapmanız gerekiyor. Çünkü, oyundaki en basit yaratıklar bile, sizle aynı renkte güç kullandığı zaman yenilmez oluveriyor. Bence oyunun güzel yanı da burada ortaya çıkıyor. Aksi takdirde Outland’in normal bir platform oyununda çok da bir farkı kalmazdı.


Tuşlar arasında hızlı geçişlerle, hem engellerden kaçmanız, hem yaratıklarla savaşmanız, hem de çevre ile etkileşime girerek oradan oraya atlamanız gerekiyor. Bu yüzden benim tavsiyem, oyunu gamepad ile oynamanız. Oyunun en başında çok fazla kombinasyon kullanmasanız da ilerledikçe karakteriniz bir çok özellik kazanıyor ve bunları karşınıza çıkan engelleri aşmak için kullanıyorsunuz. Bu arada bir parantez açmak istiyorum. İlk kez geçmişe gittiğiniz sahnenin son bölümünde epeyce uzun bir merdivenden tırmanacaksınız. Arkadaki manzara, ışıklandırmalar, yansımalar gerçekten çok hoş görünüyor. Manzarayı gözden kaçırmamanızı tavsiye ederim. 

Konumuza dönecek olursak, güçler arası geçişleri çok seri bir şekilde yaparken, kaymak, tırmanmak, zıplamak, tutunmak ve hatta düşmanlarla da savaşmanız gerekiyor. Bu da ciddi bir el çabukluğu gerektiriyor. Ben klavyeyi gerektiği kadar hızlı kullanamadığımdan dolayı gamepad ile oynarken oyundan daha çok zevk aldım. Yine de tercih sizin, ben klavyesiz oynamam, klavye benden sorulur derseniz, kolay gelsin.

Bana atmosfer gerek

Outland gerçekten özel bir oyun ve bunu oyunu oynamaya başladığınız daha ilk dakikada anlayabiliyorsunuz. Oyunun kurgusu bu kadar güzel olunca, daha farklı arayışlar içine girmenize gerek kalmıyor. Fakat Outland diğer konularda da bizi tatmin etmeyi beceriyor. Oyunun grafikleri ve sesleri, karakterin yaşadığı atmosferi size çok güzel yansıtıyor. Hatta bazen gölgelendirmeler, ışıklandırmalar, arka planda olan bitenler o kadar çok dikkatinizi çekiyor ki, oyunu bir an için unutmanız içten bile değil. Sesler, karakterin az enerjisi kaldığındaki yaralı duruşu, hoplayıp zıplarken çıkardığı sesler, şöyle bir durayım nefes alayım dediğinizde arka fondaki rengârenk dünya; bence, Outland bir bütün olarak iyi bir oyun olmayı hak ediyor. Kurgusu da Outland’in muhteşem atmosferini tamamlıyor.

Karakterin yavaş yavaş kazandığı özellikler sayesinde, bitirdiğiniz bölümleri daha sonradan tekrar oynayarak, ilk oynadığınızda erişemediğiniz geçitlere, yerlere erişebiliyorsunuz. Bu yerlerde genel olarak karakterinizi geliştirebilmeniz için fırsatlar bulunuyor. Bu fırsatları ne kadar çok elde ederseniz, karakterinizi o kadar daha çok geliştirebiliyorsunuz. Karakteriniz de ne kadar çok gelişirse, Outland size o kadar geniş ve kapsamlı bir çevre sunuyor. Bu da bir o kadar daha eğlence demek oluyor. 

Tüm macerayı yaklaşık olarak 10 saatte, eğer becerikli bir oyuncuysanız da 8-9 saatte tamamlamanız mümkün. Fakat oyunu bitirdikten sonra arcade ve online seçenekleri karşımıza çıkıyor. İddialı olan oyuncular için en iyi skor ve en iyi zaman sıralamasında üst sıralara oynamak zevkli olabilir.    


Peki Outland gerçekten kusursuz bir oyun mu? Ufak tefek de olsa bazı hataları var. Mesela oyunu kayıt etme ve checkpoint bazen can sıkabiliyor. Bazı yerler var ki geçene kadar göbeğiniz çatlıyor ve tam geçerken ufak bir hatadan dolayı ölüyorsunuz. En son kaldığınız checkpoint’e geri dönüyorsunuz ve o göbeğinizi çatlatan yeri tekrar oynuyorsunuz. Bir veya iki defa aynı yeri oynamak sıkıcı olmayabiliyor. Ama aynı yeri beşinci veya altıncı defa oynamak can sıkıcı olabiliyor. Fakat hemen belirtmem gerekiyor ki durum anlattığım kadar kötü değil. Kayıt noktaları ve checkpoint’ler arası kısa tutulduğundan dolayı, öldüğünüz yere yakın bir yerden oyuna devam ediyorsunuz ve aynı yerleri tekrar tekrar oynamıyorsunuz.

Son olarak, Outland gerçekten eğlenceli ve türünde göze çarpan bir oyun. Kendinizi çoğu zaman oyun oynarken değil, arka fonu seyrederken bulabiliyorsunuz. Sunduğu geniş dünyası ve kombinasyon içeriği ile türü sevenler için kaçırılmaması gereken bir oyun. Platform türü ile ilgilenmeyenlerin bile  oyunu keyifle oynayacaklarından eminim

NBA 2K15 İnceleme,Nasıl Oynanır?

Evet, yine bir senenin daha sonlarına yaklaşıyoruz ve şimdiden önümüzdeki senenin spor oyunları yıllardır alıştığımız şekilde piyasaya sürülmeye başladı. Futbol oyunları, menajerlik oyunları, yarış oyunları derken elbette basketbol oyunlarını unutmak olmaz.

Uzun yıllardır hepimizin bildiği gibi, NBA 2K serisi konu basketbol oyunu olduğu zaman piyasanın tek lideri. 2K Sports tarafından geliştirilen yapımın, şu ana kadar çıkmış olan tüm oyunları oldukça yüksek başarılar elde etti ve tüm basketbol severlerin ilgisini üzerinde toplamayı başardı.

Yeni bir yıl ve yeni bir NBA oyunu

Öncelikle oyun kesinlikle büyük değişikliklere ev sahipliği yapıyor. Bunu daha oyuna ilk girdiğimiz anda bizi karşılayan karakter yaratma ekranında zaten görebiliyoruz. Konuyla ilgili olarak yayınlanan pek çok videodan kendi portremizi oyuna ekleyebileceğimizi zaten biliyorduk. Fakat karakter yaratma ekranının güzelliği sadece bu özellikten kaynaklanmıyor.

Karakterinizi, adeta bir The Sims oyunu oynuyormuşçasına fazla seçenekle kişiselleştirme şansına sahip durumdasınız. En ufak ayrıntısına kadar tüm özelliklere müdahale edebiliyorsunuz ve bu kesinlikle sadece NBA 2K15'te değil, tüm spor oyunlarda olması gereken bir özellik gibi geliyor bana. Bu konuda NBA 2K15 kesinlikle büyük bir artı puan almayı kolaylıkla başarıyor. 

Elbette oyunda değiştirilen tek özellik bu detaylı karakter yaratma ve kişiselleştirme ekranı değil. Oyuna girdiğim anda kendimi hemen bir maça başlamış şekilde buldum. Oyunun oynanış mekanikleri, animasyonları, akıcılığı o kadar güzel bir hale getirilmiş ki ister istemez bu durumdan etkileniyorsunuz.

Oyun mekaniklerine bazı eklemeler yapılmış durumda. Bunlardan büyük ihtimalle en ön plana çıkanı, yeni şut atma sistemi oluyor. Artık yönettiğimiz karakterin altında detaylı bir bar bulunuyor ve bu bar sayesinde şutu atmamız gereken pozisyonu rahatlıkla anlayabiliyoruz, ardından atış gücünü de ayarladıktan sonra karakterin yapabileceği en doğru atışı yapmasını sağlıyoruz. Bu sistemi böyle anlatınca oyun size biraz kolaylaşmış gibi gelebilir ama alakası yok. Oyun aksine daha önceki NBA 2K oyunlarına nazaran daha zorlayıcı bir yapıya bürünmüş. Hatta basketbol oyunlarına yabancı olan bir oyuncunun NBA 2K15'e alışması gerçekten zaman alacaktır.

Yeni şut sistemi ve oyunun zorluğunun ardından diğer dikkat çekici noktalardan bir tanesi kesinlikle oyunun akıcılığı oluyor. Başladığınız maç sizde adeta TV'de bir basketbol maçı izliyormuşsunuz hissi uyandırmayı başarıyor. Akıcı oyun ilerleyişi ve karakterlerin sahada sergilediği özgürlük bu durumun en büyük etkenlerinden olmuş durumda. Karakterlerin animasyonları ve duruma göre verdikleri tepkiler son derece gerçekçi hazırlanmış, şu an grafiklere çok fazla girmek istemiyorum zaten zamanı gelince yapımın yeni grafiklerinden detaylı bir şekilde bahsedeceğim.

Maçların başlarında ve maç esnasında ara ara giren kısa sahneler ise oyun atmosferini tamamlar nitelikte hazırlanmış. Demin de bahsettiğim gibi bu sahnelerle birlikte bir süre sonra oyun oynadığınızı unutabilirsiniz. 


Belirtmeden olmaz. Mutlaka yapım için hazırlanan haberlerde dikkatinizi çekmiştir ama bilmeyenler için, Anadolu Efes, Fenerbahçe Ülker ve Galatasaray Liv Hospital'ın NBA 2K15'de karşımıza çıkan Türk takımları olacağını söyleyelim.

Nedir bu MyPARK?

Son birkaç aydır sürekli olarak videolarını, haberlerini, ekran görüntülerini gördüğümüz MyPARK sistemi elbette ki oyunda bulunuyor. Peki nedir bu MyPARK'ın olayı?

MyPARK, temel olarak yapımın online rekabetçi modu diyebiliriz. Daha önce NBA 2K oyunlarında bu sistemin benzeri zaten kullanılıyordu fakat buradaki karşımıza çıkan fark, artık eskisine göre çok daha detaylı bir rekabetçi sistemine sahip olmamız.

Yapıma yeni eklenmiş olan sahalar, itibar sistemi, kadrolar vs. ile MyPARK bizlere dolu dolu bir online oyun tecrübesi sunuyor. Bu modda öncelikle yarattığınız karakter ile üç farklı gruptan bir tanesine katılmanız gerekiyor. Bunun ardından ise park seçiminiz ve takımınıza dahil edeceğiniz arkadaşlarınız ya da listeden seçeceğiniz diğer oyuncular bulunuyor.

Beyond Earth İnceleme,Nasıl Oynanır?

Merlin'in Kazanı ofisinde uzun zamandır böylesine kaotik bir ortam ve böylesine kıyasıya bir mücadele olmamıştı. Normalde, ekip içerisinde her oyun türünün bir müptelası olur ve o türde oyun geldi mi de o kişinin inceleme yapacağı mutlaka bilinirdi. Fakat iş Civilization: Beyond Earth'e geldiğinde, ofis resmen savaş alanına döndü. Bir oyunun bu kadar mı müdavimi olur arkadaş! Herkes işi gücü bırakıp Civilization deneyiminden, önceki oyunlara harcadığı mesaiden mi bahseder?.. Allah'tan ki Call of Duty: Advanced Warfare çıktı. Emin'i sanal asker olmaya, Murat Ağabey'i de BlizzCon'a doğru yollayarak Beyond Earth’ü ele geçirmeyi başardım ve inceleme yapma şerefine eriştim.

Malumunuz, Civilization deyince durmak lazım. Bazı oyunlar vardır, başına oturduktan sonra 5-6 saatte senaryoyu bitirir, biraz multiplayer'ına bakar, sonra da unutur gidersiniz. Fakat bazı oyunlar vardır, başına bir kez oturdunuz mu, kalktığınızda saatin kaç olduğundan, hatta hangi günde olduğunuzdan bihaber duruma gelirsiniz. İşte Civilization serisi de böyledir dostlar. Adamı bir kere pençesine aldı mı, saatler, günler, hatta aylar boyu peşini bırakmaz ve ben de dünlerdir kendime gelemiyorum…

Bu dünyanın çivisi çıkmış arkadaş!

Civilization serisini bilmeyen kalmadığını tahmin ederek, hızlıca konudan bahsedip direkt inceleme kısmına geçmek istiyorum. Serinin önceki oyunlarından farklı olarak bu sefer dünya dışında bir gezegende mücadele verdiğimizi biliyorsunuzdur. Zavallı gezegenimiz Dünya'nın baş belası canlıları olan biz insanlar, yine yapacağımızı yapıyor ve tüm kaynakları tüketip, gezegenin canına okuduktan sonra çareyi yeni bir gezegen bulmakta ve koloni yaşamına geçmekte buluyoruz. Haliyle, oyunda kullanılan teknolojiler, kaynaklar, harita yapısı ve tabii ki düşmanlar da bu koloni yaşamına uygun vaziyette karşımıza çıkıyor.

Genel konseptin dışına çıkan bir tanıtım videosunun ardından, en yaman Civ oyuncularına bile, "Burada ne oluyor yahu!" dedirtecek bir ortam ile karşılaşmaya hazır olun. Az sonra bahsedeceğimiz teknoloji ağacından tutun, kaynak çeşitliliğine, hatta yeni eklenen görev sistemine kadar, Civ V ile arasında derin farklılıklar olan, bambaşka bir oynanış ile karşılaşıyoruz. Kısacası Civilization V'ten sonra çıkan bir devam oyunu olarak değil de, sanki Alpha Centauri'nin yenilenmiş sürümü ile karşılaşıyoruz desek çok da yanlış olmayacaktır.

Kaba bir anlatımla, Civilization V'in oyun motorunu alıp, klasik sıra tabanlı oyun sistemini fazla bozmadan, genel atmosferi Alpha Centauri tarzına yaklaştırıp, teknoloji ağacını da baştan aşağı yenileyerek ortaya Beyond Earth'ü çıkarmışlar yapımcılar. İyi mi olmuş? Orası biraz muallak.

Neredeyim ben? Burası kim?

Eğer tüm ayarları rastgele olarak belirleyen oyunculardan değilseniz, oyuna başlamadan evvel bazı seçeneklerle karşılaşıyoruz. Yeni gezegene ayak basmadan evvel öncelikle sponsorumuzu seçmemiz gerekiyor. Sponsor diye bahsedilen şey aslında önceki oyunlardaki tarihsel kişiliklerin devşirilmiş hali denilebilir. Gezegene, sekiz farklı sponsorun birimleri iniyoruz ve biz de baştan bunlardan birini seçmek durumundayız. Tıpkı önceki Civ oyunlarındaki tarihsel kişilikler gibi, sponsorların da oyun boyunca bize yapacağı katkılar var. Oyun tarzınıza uygun olarak bir tanesini seçmeniz gerekli. Elbette seçenekler sadece bununla sınırlı değil, oyuna nasıl birimlerle başlayacağınız, ne gibi kaynaklara ihtiyaç duyacağınız ve teknoloji ağacında nasıl bir ilerleyişi tercih edeceğinizi etkileyecek seçimleri de oyuna başlamadan evvel yapmak durumunda kalıyorsunuz. Yaman Civ oyuncuları kesinlikle bu ayarların altını üstüne getirecektir ama fazla detaya girmek istemiyorsanız, tüm ayarları rastgele olarak belirleyip direkt oyuna girebilirsiniz.

Başlar başlamaz sizin de fark edeceğiniz gibi, tüm Civilization oyunlarında tarihsel karakterler üzerine kurulan bir oyun sistemi varken, bu sefer yepyeni bir gezegende, ultrasonik teknolojilerin eşliğinde yaratıklara karşı mücadele veriyoruz. Daha ilk turlardan itibaren verdiğimiz kararlar ve seçtiğimiz yol, önceki bölümlere kıyasla, oyunun gidişatını daha derinden etkiliyor. Farklı bir gezegende olmamızdan dolayı, deneyimli oyuncuları bile affalatacak, dört bir yanı “Spore” oyunundakilere benzer garip yaratıklarla ve zehirli gazlarla çevrili enteresan bir haritaya yapısı ile karşılaşıyoruz. İlk bir kaç tur boyunca etrafta dolanan yaratık grupları ile haşır neşir oluyor, sınır çizgimizi geçme gibi hataya düşen olursa da, ana binamızın savunma füzeleri ile hatırlarını sorarak, fazla etliye sütlüye karışmadan teknolojik gelişimlerimizi yapıyoruz.

Bu teknoloji çok acayip bir şey ya!

Hazır teknoloji demişken biraz anlatmakta fayda var. Civilization'ın alıştığımız teknoloji ağacının oldukça değiştirilmiş ve biraz daha basitleştirilmiş bir hali ile karşılaştığımızı söylemeliyim. Önceki oyunlardaki, taştan-sopadan başlayıp, ateşli silahlara ve sonunda da uzay teknolojilerine doğru ilerlemenin yerinde yeller esiyor. “Uzaya Gelmiş Adam" sıfatını takındığımızdan, daha oyunun en başından itibaren ileri teknoloji ürünleri ile iç içeyiz. Teknoloji ağacı önceki oyunlara göre biraz daha yavan kaldığı söylenebilir ama bu tip fütüristik temaya uygun olduğu da bir gerçek.

Teknoloji ağacının en güzel yanı, önceki oyunlarda tek bir dalda ilerlemek daha alışılagelen bir özellikken bu sefer farklı kategorilerde ilerlemenin mümkün olması. Serinin sıkı hayranlarına bile baştan garip gelen ve kendini Japonca kitap okuyormuş gibi hissettiren bu teknoloji ağacına biraz alıştıktan sonra çeşitliliğin keyfine varmaya başlıyorsunuz.

Basit bir örnek ile anlatmak gerekirse, daha oyuna başlar başlamaz zemin üzerindeki zehirli gazları fark edeceksiniz. Eğer birimlerinizi burada bekletirseniz hayat puanları eksilecektir. Ya birimlerinizi bu gazlardan uzak tutuyorsunuz ya da teknoloji ağacında gerekli hamleleri yaparak, "Alien Bilimi"ne eğiliyor ve gazları temizleme yoluna gidiyorsunuz.

En büyük kararların verildiği teknoloji ağacına alışana kadar oyunda emekleme dönemi geçireceğinizden emin olabilirisiniz. Bir an evvel nanoteknolojiye mi geçeceksiniz, yoksa çevreye uyum sürecini mi hızlandıracaksınız hepsi size kalmış. Oyun tarzınızın saldırgan ya da üretime dayalı olması ile doğru orantılı bir yol izlemeniz gerektiği ortada. Benim tarzım, düşmanlara bulaşmak yerine kendi halinde üretimini yapıp, "Çanakkale Geçilmez!" savunması ile düşmanların birbirilerini yemesini izlemek üzerine kurulu olduğundan, kolayca yolumu bulmayı başardım. Topunu tüfeğini kapıp bölgeme saldıran, muhteşem savunma taktiklerime boyun eğdikten sonra da kös kös çöplüğüne geri dönen düşmanları görüyorum. Üstelik kendi başlattığı savaşın ardından, yeniden barış sağlamak için yüzlerce enerjiyi ellerime sayan bu düşmanları gördükten sonra, tamamen savunma ile ilerlemek bana daha mantıklı geliyor.

Bu bir uçak, bu bir kuş, bu Superman!.. Tüh, Escape Pod’muş…

Civilization: Beyond Earth’ün en büyük yeniliklerinden biri de görev sistemi. İlk oynadığımda anlam veremediğim ama biraz ilerledikten sonra oyuna müthiş bir katkı sağladığını düşündüğüm bu görev sistemi kendiliğinden gelişen ve insanı oyuna daha da bağlayan bir unsur. Birkaç tur boyunca gelişimlerinizi yapıp, biraz da çevreyi dolaştıktan sonra sağ alt köşede kendine has melodisi ile görevlerin belirdiğiniz göreceksiniz. Bu görevleri yerine getirmenizin ardından fazladan kaynak sahibi oluyorsunuz.

Football Manager İnceleme,Nasıl Oynanır?

Herkes beni Tamriel delisi, TES manyağı olarak bilir ama ömrümü çürüten başka bir oyun daha var. Sadece metinler halindeyken bile aylarımı-yıllarımı çöpe atan, dönem futbolcularının forma numaralarından, medeni durumlarına kadar her şeylerini ezberlememe yok açan bir oyun.

O durum bölümünde “Balıkları beslemeyi unutma!”, “Gün ışığına çık!” denilene kadar rahat etmediğim bir futbol maceram var. Türün sevdalıları için efsane olan CM 3’ten beri dinmeyen bir açlıkla oynadığım ve hep mükemmeliyeti aradığım bir oyun serisi var.

FM 2005 çıkacağı zamanki heyecanı hatırlıyorum ve kendi kendime gülüyorum. Merak etmeyin o zaman da vardı, benim oyunum senin oyununu döver kapışması.  Bu sefer durum biraz farklıydı. Biz FM’yi bekleyenler olarak bütün lise arkadaşlarımıza, aslında yeni çıkacak oyunun CM’nin devamı olduğunu, ekibin toptan firmadan ayrıldığını anlatmaya çalışıyorduk.

Ha keza CM’nin o dönem rakip olarak ortaya sürdüğü garip yapımda iki tane “Tuncay Sanli” olduğu görülünce ne kadar haklı olduğumuz ortaya çıkıyordu ve FM gönüllerin fatihi oluyordu.

Aslında bugün bile CM ile serüvenlerine başlayan bu adamları takdir etmemek zor iş. Sırf Football Manager serisi 10 yıl sürmüş. 10 yıl belli bir çizgiyi tutturabilmek ve hep en iyi olabilmek cidden inanılmaz. Sezonluk oyunların bu 10 yıl içinde ne kadar değişken olduğunu düşündüğümüzde ne demek istediğimi daha rahat anlayacaksınız. 

Bunca yıl içerisinde öyle şeyler yapmışım ki bugün bile süper oyun anıları olarak, hala hatırlıyorum. 2007 yılında, son maçta Bursaspor’u şampiyon yapmıştım mesela. Tabi birkaç sene sonra olsaydı bu olay, İlluminati diye taşlanırdım orası ayrı. Oradan Beşiktaş’a, büyük başarıların ardından da Liverpool’a geçmiştim. Toplamda 24 sezon boyunca oyunu oynamıştım. Şimdi düşünüyorum da bildiğiniz “manyakmışım!”.  FM 2010 döneminde Pendik’i diplerden alıp, Avrupa’nın zirvesine oturtmak ise ayrı bir sapkınlıktı. FM anılar bırakan, cidden bazı anlarıyla efsane olan bir oyun. 

89. Dakika, serbest vuruş. Şampiyonlar Ligi finali oynanıyor. Pendikspor’un rakibi Lyon. Topun başında psikopat İngiliz forvetim var. Golü atıyor ve Pendikspor Şampiyonlar Ligi Şampiyon’u oluyor.


Pendik bir yana, böyle anıları olan öyle çok oyuncu var ki. Üniversite’deki ev arkadaşım için yaptırdıkları Canbolat Arena’yı hala kıskanırım. Ben Pendik’i nerelere getirdim 15 bin kişilik cacıktan stat yaptılar, adama kendi isminde Arena. 

Neyse… Artık günümüze, yeni FM’ye gelelim yoksa siz okurlarla hep beraber anılarımızı anlatmaya başlayacağız. Gözyaşları sel olacak filan…

FM 2015 ve yeni dönem

Eğer daha önce futbolun rol yapma oyunu olan FM ile tanışmadıysanız, şimdiden kolay gelsin. FM zorluk eğrisi hep yüksek bir oyun olmuştur. Her ne kadar Tutorial kısmında hep başarılı olsa da iş bize düştüğünde, tıpkı gerçek hayatta olduğu gibi detaylara boğuluyoruz.

Antrenman programıydı, özel antrenör seçimiydi, başkandan kaynak istemesiydi, medya baskısıydı, takımın gidişatıydı, oyuncuların moralleriydi, rakibin korkutucu transferleriydi, taktiğin oturmasıydı, oyuncu transferiydi derken kafayı üşütme ihtimaliniz kuvvetle muhtemel.

Yeni oyuncular için kolay bir mod sunuluyor ama ben hiçbir zaman bunun sıkı bir taraftarı olamadım. Girin bolca hata yapın ve oyunu özümsemeye çalışın, zaten bir süre sonra oyun öyle bir açılacak ki başından bile kalkamayacaksınız.

Her şeyin ötesinde Football Manager serisi detaylarda ortaya çıkan bir oyun serisi, o detayları söküp attığınızda geriye zaten bir şey kalmıyor. Serinin müptelaları için bir şey demiyorum, onlar ya oyunu oynamaya başladılar ya da hala hangi takımla oyuna giriş yapacaklarını düşünüyorlar.

Onların en çok merak ettiği şeyse yenilikler ve ne yazık ki FM rakipsiz kalmanın büyük etkisiyle bu konuda biraz çuvallıyor.

Şu ara yüz mevzusu her FM’de saçımı başımı yoldurtuyor. Arkadaş bunun bir optimumu yok mu? Canına yandığımın Sports Interactive’ı düzenli aralıklarla menüyü değiştiriyor ve eski oyuncuların ilk çözmesi geren sorun hep alışkanlıkları unutmaya çalışmak oluyor.

Tamam, menüler daha oturmuş görünüyor, menü renklerinin de takıma göre değişmesi güzel olmuş ama bir karar verelim artık. Ben oyuna girdiğimde ilk yarım saatimi menüyü ezberlemeye çalışmakla geçirmek istemiyorum. Karakter ekranına geçince bu dediğimi unutacaksınız ama olsun. Ben diyeceğimi demek istiyorum, 2 oyunda bir değiştirecek şey bulamayıp menüyü kurcalamayın artık. Oyunun hayran kitlesi genel olarak bu kadar gelenekçi bir yapıdayken, kafaları böylesine karıştırmaya gerek var mı?

Karakter ekranında (Menajer oluşturma), yani geçmişinizi belirterek size verilen puanları dengeli bir şekilde dağıttığımız bu bölümde ufak bir tavsiye vermek istiyorum. Puanlarınızı genel olarak mental özelliklere harcamaya çalışın. İlerleyen oyun yıllarıyla berabere harika bir antrenör kadrosu kuracaksınız. Taktik, motivasyon, uyum gibi çok önemli zihinsel becerileri geliştirmeniz halinde yeni takımızla iyi bir sinerji oluşturabilirsiniz.


Takımızı oluşturup, transfer listelerine bir göz atıp, hazırlık maçına girdiğinizde 3D maç motorundaki yeniliklerden önce başka bir olayla gününüz mahvoluyor. Sezon başı daha iki hazırlık maçıyla 8 oyuncumu, 2 aydan 18 yıla kadar (abartı oldu ama) revire yolladım. Hani illa güncelleme lazım, o kadar can sıkıcı bir durum. Tamam, oyun sürekli güncelleniyor ama birçok oyuncu halen durumdan rahatsız.

Maç motoruysa şahsi görüşüme göre uzun zamandan beri oldukça iyi. Çok iyi ve mükemmel ötesi demiyorum, iyi işte. Hani son derece yeterli ve görmek istediğimiz şeyi bize sunuyor. Gelenekçi yapıda insanların 2D maç motorunu hala oynamasını anlıyorum ama şu oyundan yeni nesil grafikli maçlar beklemek anlamsız olur. Tek sorun, bazen gerçekten sizi gülmekten yerlere yatıracak hataların bulunması.Gerçi maçın gidişatına etki ettiklerinde o kadar komik olmuyorlar, daha çok PC kırdırtan türden oluyorlar. 

Talos Principle İnceleme,Nasıl Oynanır?

"Dikkatini ver çocuğum... Sen topraktan yükseldin ve benim bahçemde yürümeye başladın..."

-Elohim

"Zeus, Europe'yi beğenir ve ilgisini ister. Bu yüzden boğaya dönüşüp kızın yanına gider. Önce hayvandan ürken Europe, önce kaçmak istese de, sonradan bu beyaz hayvanın muhteşemliğine kendini kaptırır. Korkusu tamamen geçen Europe, bir boğa görünümündeki Zeus'un sırtına biner ve beraber Girit'e giderler.

Burada, bir çınar ağacının gölgesinde Zeus ve Europe birlikte olurlar. Bu aşkın anısına Zeus çınar ağacını hiç yapraklarının solmamasını ve hep yeşil kalmasını sağlar. 

İlerleyen dönemde Europe, Zeus'a 3 oğul armağan eder (Sarpedon, Radamanthys ve Minos). Zeus bunun karşılığında kıza 3 hediye verir. (Görevi Europa'yı korumak olan, Hephaistos'un maharetli ellerinden çıkma bir robot, Talos, sağdık köpek Lailaps ve muhteşem, hedefinden şaşmayan bir mızrak).


Talos ikilinin aşkından esinlenilerek özel olarak yapılmış bir robottur. Hephaistos, Zeus'un isteği üzerine robotu, insan vücudunda ve boğa kafasıyla işledi. İnsan-makine ırkının son üyesi olan Talos'un görevi Girit'i ve Europe'yi korumaktı.

Hephaistos onu günde üç kez Girit sahillerini dolaşacak şekilde yapmıştı. Yıllarca adayı yabancı gemilerden başarıyla korudu. Sahilde bulunan kayaları gemilere atıyor ve onların parçalanmasına sebep oluyordu. 

Gemilerden kurtulup, adaya ayak basmayı başarabilenleriyse korkunç bir son bekliyordu. Talos, bronz bedenini önce alevlerde iyice ısıtıp, kor haline getiriyor, sonra da yakaladıklarını göğsüne bastırarak eritiyordu.

Talos, Argonautlar onun yaşam sıvısını boşaltıp öldürene kadar Europe'yi korumaya devam etti. "

***

Donuk bir şekilde ekrana bakıyorum. Ne söylersem söyleyeyim, ne anlatırsam anlatayım hislerimi buraya tam bir şekilde yansıtamam. The Talos Princible'la geçirdiğim her oyun sekansı sonrasında saatlerce yürüyüp düşünmek istiyorum. Sentetikleri işleyen onca oyun oynadım ama bir sentetik varlığın penceresinden insanlığa bakmam bugüne kadar hiç istenmemişti. Hiç bir oyun benden insan hayatını tüm aşamalarıyla, farklı formlarda yaşamamı istememişti. Amaçların mühür olduğu, ilişkilerin ekranın ardındaki bir yazı olduğu evrende hem bize uzak, hem bize çok yakın...

"Tapınağım seni bekliyor çocuğum, oraya git."

-Elohim

Talos Principle'ı özel kılan o kadar çok şey var ki... Derin bir mitoloji, insanı gerçekten düşündüren yoğun bir felsefe ve muhteşem hikaye anlatımı, yine aynı güzellikte bir bulmaca sistemiyle birleşince, son yıllarda oynadığınız en iyi macera oyunu ortaya çıkıyor.

Serious Sam'in yapımcıları hangi noktada Talos Principle'ı yapmaya karar verdiler bilmiyorum ama iyi ki yapmışlar. Bu sayede, yıllardır beklediğim "o" oyuna en çok yaklaşan yapımla tanışmış oldum. Hani derler ya "Oyunlar sanat mıdır?" diye, işte o düşünceyi mümkün kılacak yegane yapımlardan birisi Talos Principle.

Hem bir oyun olarak hem de bir sanat eseri olarak ikiye ayrılacak kadar dolu bir yapım The Talos Principle. Bazı eksileri olmasa, eminim son yılların en büyük oyunu payesini alması hiç zor olmayacaktı.



Talos Principle aslında tam olarak bir oyun değil, bir soru... Oyun mekaniklerini, oyun öğelerini amacına ulaşmak için kullanan karamsar bir insanlık sorgusu. Daha ilk anından itibaren, cevabı bugün bile verilemeyen soruları soruyor ve işin kötü kısmı hiçbirini cevaplamanızı istemiyor.

Uzun zamandır ana amacı sorgulatma olan bir oyun oynamadım. Hatta böylesine derin ve felsefi bir bakış açısına sahip olanını hiç oynamadım. Yaklaşık 25 saatlik oynama süresi boyunca, bir yandan bulmacalar için beyninizi zorluyor, bir yandan da insanlığı, daha doğrusu insanlığın doğasını sorguluyorsunuz.

İncelemenin giriş cümlesi, aynı zamanda oyunun açılış sahnesi. Talos Principle bizleri bir tanrı figürüyle karşılıyor: Elohim. 

Kontrolünde olduğumuz robotun yaratıcısı olduğunu söyleyen Elohim, maceramızdaki en büyük rehberlerden biri oluyor. İlerleyen aşamalara geçtikçe onun sesiyle yönlendiriliyoruz.

Bu gizemli sesin ardında yatan gerçeği hem merak ediyor, hem de duyacağımız şeylerden korkar hale geliyoruz. Çünkü, Talos Principle insan doğasının en büyük özelliklerinden birisi olan gerçeğe ulaşmak üzerine bir öykü.

En basit örnek olarak, kuleye geldiğinizde Elohim tarafından uyarılıyor ve orasının kontrolümüzdeki "çocuk" için olmadığını öğreniyoruz. İşte zincirlerimizi kırma anı o noktada gerçekleşiyor. Gerçeğe ulaşmak istiyorsunuz.

Yapımın tamamını kaplayan Elohim gizemi haricinde, tonlarca irili ufaklı gizem, hikayeyi birleştiriyor. Aslına bakarsanız Talos Principle, Dark Souls ile aynı yolu izliyor. Evet, ortada gerçekten büyük bir hikaye, derin bir anlatım var ama bunu keşfetmek zorunda değilsiniz.
İsterseniz sadece bulmacaları çözüp, sonraki bölüme atlamayı düşünebilirsiniz, yada her materyali toplamaya çalışıp, büyük resimde neler olup bittiğini görmeye çalışabilirsiniz.

İnsanın doğasını, bir robot üzerinden anlatmak ilgi çekici olduğu kadar da rahatsız edici. Canlı olmaması gereken bir varlık üzerinden insanlığı, yaşamı sorgulamak düşünen bir beyni gerçekten sarsabiliyor.

Daha oyunun ilk anlarında diğer bir dostumuz bilgisayar tanışıyoruz. Bilgisayara sorduğumuz her soru, ciddi manada sıkıntılı geri dönüşlere sebep oluyor.

Bir noktada insan hayatını çevreleyen tabular ve dogmalardan sıyrılmak veya orada takılı kalma ayrımına geliyoruz. Bilgisayar,  verdiği cevaplar ve sunduğu arşiv dosyalarında yazan gerçeklerle bizi bu yol ayrımına sürüklüyor.

Far Cry İnceleme , Nasıl Oynanır?





Half-life'ın çıktığı günü dün gibi hatırlıyorum. Hayatımda çok önemli bir dönüm noktası olmuştu. Grafikleri, oynanabilirliği, ilk defa gördüğümüz oyun içi videoları ile ağzım açık kalmıştı. Yılın oyunu seçilmesine hiç şaşırmamıştım çünkü o potansiyele ve fazlasına sahipti. Half-life 2'yi beklerken bir anda karşımıza Doom 3 çıktı. E3 fuarından sızdırılan alpha versiyonu ile bir kez daha ağzımız açık kalmıştı. Oyun dünyası bu gelişmeler ile sallanırken, başında 3 Türk kardeşin bulunduğu Crytek firması bir bomba daha patlattı. İlk başta grafik motoru hazırlayıp satmayı düşünürlerken, motoru oyun yapıp tanıtmayı tercih ettiler, bence çok da doğru bir karar verdiler.
Herşey sadece bir roket ile başladı
Oyun daha çok bir teknoloji şovu gibi gözükse de konu es geçilmemiş. Jack Carver olarak, yatımızla çıktığımız gezintinin en güzel zamanlarında yanından geçtiğimiz adadan bize atılan roket ile hayatımız bir anda değişiyor. Olaydan sadece bir kaç saniye önce jetski ile adaya doğru yol alan kız arkadaşımız bu patlamadan etkilenmiyor. Derken kendimizi kıyıda buluyor ve neler olduğunu anlamak için araştırmalar yapmaya başlıyoruz. İlerledikçe konu değişiyor, farklı durumlarla karşılaşıyoruz. Olaylar bizi değişim geçirmiş yaratıklar ile bile yüzyüze getiriyor.
Koli koli adacık, baya bir poligon tabi
Farcry, gözden görünüş diye tabir ettiğimiz, FPS türü oyunlardan biri. Oyun hakkında hepimizin bildiği, bilindik durumlardan sadece biri bu. Bütün konunun adalarda geçmesi, oynanışın bu denli gerçekçi olması pek türüne rastlanmaz bir yapım olmasını sağlıyor. Adalardan bahsedelim. İlk başta düştüğünüz ada boyut olarak fazla büyük değil, fakat çevresinde o kadar çok adacık var ki bir şekilde hep adalarda dolaşıyorsunuz. Bol bol bot kullandığınızı tahmin edersiniz herhalde. İsteğe göre yüzerek de geçebilirsiniz. Burada gerçekçilik ufak ufak kendini göstermeye başlıyor. Eğer suda yüzerken fark edilirseniz çekerim silahı vururum diye düşünmeyin, çünkü suda silahlar çalışmıyor. Aynı şekilde koşa koşa düşman avlamak da mümkün değil. Mutlaka durmalı, düzgün nişan almalısınız. Hatta dürbünlü tüfek ile yüzlerce metre ilerideki bir yeri vurmak isterseniz "space" tuşunu basılı tutup bir süre nefesinizi tutmanız gerekiyor ki, namlu fazla sallanmasın. Yapacağınızı görevi "tab" tuşu yardımı ile görebildiğiniz gibi, sol alt köşedeki radar ile de gidiş yolunun ne yönde olduğunu görebiliyorsunuz. Yani bazı oyunların tersine iyi derecede ingilizce bilmeseniz bile Farcry oynamak pek sorun olmuyor. Ada tamamen askerler ile dolu olduğundan görevleriniz sırasında mümkün olduğunca saklanarak ilerlemek çok önemli. İlla ben çatışmaya girmek istiyorum derseniz zaten oyun size bu fırsatı ilerledikçe veriyor. Bazı yerleri geçmek için mecburen sürüyle askeri öldürmeniz gerekiyor.


Yapay zeka çok akıllı be!!
FPS oyunlarının kaderi genelde yapay zekaya bağlıdır. Düşmanlarınız ne kadar mantıklı hareket ediyorsa, oyunun oynanma süresi o kadar artar. Farcry, bu noktada çıtayı çok yüksek bir seviyeye çıkartmış. Öncelikle hazırlanan bir sistem ile düşmanlarınız sizin oynayışınıza göre hareket edebilme yeteneğindeler. Biraz açalım. Diyelim ki ilk defa bu tarz bir oyun oynuyorsunuz, bu durumda bir süre oynanışı çözene kadar düşmanlarınız da sizi fazla görmüyorlar, olayı kapıp da sessiz sessiz gezinip, saklanarak düşman avlamaya başladığınızda, oyuna başlarken seçtiğiniz zorluk seviyesini sonuna kadar zorluyorlar. Uzak mesafelerden dürbünle sizi fark edip, telsiz ile o civarı asker yığıyor, çevrelerinde zırhlı araçlar var ise 2-3 kişi onlara binip geliyorlar. Oyuna adapte oldukça onlar da size göre oynamaya başlıyorlar. Ben bu tarz oyunlarda çok tecrübeli olduğumdan, orta seviyenin üstünde bir zorluk ile başladım. Karşıma 2 düşman çıktı. Biri beni gördü ve diğerine "şurada biri var sen sağdan dolaş" dediğini duydum. Bir kaç saniye sonra çevrede kimseyi göremedim. Malum ada ortamında olduğumuzdan ötürü heryer ağaçlık. Derken bir yerlerden ateş açılmaya başladı fakat nereden olduğunu çözemedim. Bu sırada kendini ağaçların arasında kaybetmeyi başaran diğer düşmanım, benim arkamdan dolaşarak bir güzel öldürdü. Tabi ki ilerleyen bölümlerde ben de onlara buna benzer şakalar yapmaya başladım fakat bu durum benim daha dikkatli olmamı sağladı. Siz onlar için taktikler geliştirirken, onlar da sizin taktiğinize göre hareket etmeyi öğreniyorlar.
Bu oyun fazla gerçekçi
Yazımın okuyucu açısından en acı kısmına geldik, grafik. Farcry'ın aslında bir teknoloji demosu gibi olduğunu anlatmıştım. Dolayısı ile satılacak bir motorun gerçekten kaliteli olması gerekir. Öncelikle geliştirilen POLYBUMP sisteminden kısaca bahsedeyim. Bu sistem, 250bin poligon ve render edilmiş haliyle karşımıza çıkan bir modeli, sadece 1500 poligon ve real-time olarak hazırlayabiliyor. Türkçesi, uzun uğraşlar sonucu hazırlanan, çalışması için çok iyi ekran kartları isteyen gerçekçi modelleri, bu sayede daha az zamanda hazırlanıp, normal sistemlerde de çalışabiliyor. Bunu okuyup da yırttık diye düşünmeyin. Bırakın "High" düzeyde grafikler ile oynamayı, oynayabilmek bile çok zor. Dediğim gibi tam bir görsel şov olan Farcry'ı oynayabilmek için en az 2Ghz işlemciniz, 512Mb Ram'iniz ve 64Mb DirectX 9 destekli bir ekran kartına ihtiyacınız var. Eğer ekran kartınız DirectX 8 destekliyorsa oyun çalışıyor fakat hazırlanan onca efektten mahrum kalacaksınız demektir. Bütün görselliklerden en iyi şekilde yararlanabilmek için 3Ghz'lik bir işlemciye, 1024Mb Ram'e ve nVidia FX 5950 yada ATi 9800 ekran kartına ihtiyacınız var. Oyuna girdiğinizde neden bu kadar güçlü sistem istediğini anında anlıyorsunuz. Bir su efekti var ki akıllara zarar. Yüzlerce metreden dürbün yardımı ile yüzen balıkları görebiliyorsunuz. Çevredeki neredeyse bütün nesneler etkileşimli. Ateş ettiğinizde düşüyorlar, kırılıyorlar, aklınıza gelen her durum var. Merdivenden aşağıya attığınız her nesne farklı şekilde düşüyor, ölü insanlar daha yavaş kayarken, içi boş bir varil patır kütür düşüyor. Ateş ettiğiniz düşmanlarınız neresinden vurursanız ona göre tepki veriyor ve öldüklerinden gözleri kapalı oluyor. Bu tarz detaylı ayrıntılar matematiksel hesaplamalar ile gerçekleştiğinden ötürü işlemcinizin çok hızlı olması gerekiyor. Sesler, ayrıntılı oynanabilirlik, sağlanan atmosfer derken çok arkada kalıyor. Müzikler olaylara göre tepki verdiğinden ötürü dikkat çekiyor.

Sniper Elite İnceleme , Nasıl Oynanır?

Keskin nişancı oyunları küçüklüğümden beri hep ilgimi çekmiştir. Tür için pek dikkat çekici oyun olmasa da yıllar önce, Sniper Elite'ın ilk oyunu birçok kişi tarafından sevgi ile karşılanmıştı. Sadece keskin nişancıların konuştuğu oyun, en son 2012 yılında Sniper Elite 2 ile karşılaşmıştık. Rebellion elbette oyunun bu kadar tutulmasının ardından seriye bir yenisini daha eklemek için kolları sıvadı.

Sniper Elite 3 ile karşımıza çıkan yapımcı firma, beklentilerin biraz daha yüksek olmasıyla beraber sessiz sedasız piyasaya çıktı.


İkinci Dünya Savaşını konu olan yapan yapım, Kuzey Afrika'da bir savaş meydanın da Karl Fairburne isimli bir karakter ile maceraya başlıyoruz. Konu bakımından pek etkiliyici bir başlangıç olmasa da ara sahnelerin çizim ve sunumu olarak gayet başarılı. Zaten öyle oyun için de pek bir ara sahne ile karşılaşmıyorsunuz. Karşılaştığınız ara sahneler genellikle kısa ve öz. Görevimiz saldırı yapılan yere karşı savunup, bize verilen emirleri yerine getirmeye çalışıyoruz. Ani bir giriş ile başladığımız yapımda, ilk olarak atmosferin içine dalışımız gerçekleşiyor. Hikaye konusunda biraz hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Sniper Elite 3'ün konsepti ilk oyunlarla aynı. Yapımın en önemli unsuru bildiğiniz üzere gizli bir şekilde ilerlemek. Bunu gerçekleştiridiğiniz an vakit, aradan sinsice sıyrılabiliyorsunuz. Tabi, sesli silahlar alıp, ortalığı kasıp kavurabilirsiniz. Bu biraz daha riskli çünkü, karakterimizin can barı 3-4 vuruş yediğiniz an vakit, ölebiliyorsunuz. Ya da gizlice düşmanın arkasına yaklaşıp, sessizce onları alt edebiliyorsunuz.


Dürbün ile düşmanları işaretleyip ve bölgelerini belirleyip, daha kolay sonuca gidebilmeniz mümkün. Tabi bu belirttiklerimi çaktırmadan halletmeniz daha sağlıklı çünkü, çıkardığınız her seste, ölümle burun buruna gelebilirsiniz. 


Genellikle silah mermilerini ise asker arkadaşlarımızın yanından alabiliyoruz. Ben oyunu oynarken mermi konusundan pek bir sıkıntım çekmedim diyebilirim. Ya da düşman askerlerini öldürdüğümüz zaman cephanelerini ele geçiriyorsunuz.

Teknik anlamda oyun PC'de ultra ayarlarda görsel olarak böyle bir oyun için gayet iyi buldum. Gerek kaplamalar, gerek karakter ayrıntıları gayet detaylı bir şekilde hazırlanmış. Cesetlerin birbirine girmesi, kaplamaların kapalı alanlarda düşük çözünürlüklü olması dışında grafik anlamında yapım ortalamanın üzerinde seyrediyor. En çok can yakındığım konu ise kamera açıları oldu. Siper aldığım yerden nişan almaya başladığım zaman kamera açılarının saçmalaması sizi sıkıntıya sokabiliyor.

Keskin nişancılığınızı konuşturduğunuz böyle bir oyun da olması gereken uzak mesafenin ise daha önceki yapımlardan daha iyi oldığunu belirtmeliyim. Böylece düşmanı silahımıza geçtiğimizde zoom yapıp, öldürebiliyorsunuz.

Gizliliğin önemli olduğu bir oyunda doğal olarak yapay zekanın da iyi olması gerekiyor. Sniper Elite 3, bu konu da beni hayal kırıklığına uğrattı. Rastladığım 2 düşman askerinin birisini arkadan öldürürken, diğeri sesi duyup, tepki vermesinden hemen sonra hiç birşey olmamış gibi devam etmesi gibi inanılmaz derece de komik olaylar başıma geldi. 

Düşmanın uzak bir mekanda olduğu halde onca görültünün içinde hafif koştuğum vakit, ayak sesini duyması gibi mantık hataları da mevcut. Silahların konuştuğu bir ortam da değilde, sessiz sakin bir bölge de böyle bir olayın başıma gelmesi daha gerçekçi olabilirdi. Mekan çeşitliliği Afrika'da olduğumuz için genellikle çöl gibi açık mekanlarda geçiyor. Biraz kendini tekrar etmesinden ötürü arada bir sıkıldığımı hissettim. Fakat, yine de bölüm tasarımlarının büyük ve özenle tasarlanmış.


Yapım da, ayrıca co-op modu ve multiplayer seçenekleri ile birlikte arkadaşlarınızla keyifli vakit geçirebiliyorsunuz. Sonuç olarak, Sniper Elite 3 gayet başarılı bir oyun olarak karşımıza çıkıyor. Gizlilik ve keskin nişancılık türünü seviyorsanız, yapım hoşunuza gidecektir. Herkese iyi oyunlar.

Payday İnceleme , Nasıl Oynanır

2011 yılında çıkışını yapmış olan çok iyi yorumlar alan PayDay: The Heist ile oyuncular  soygunun nasıl yapıldığını, tekniklerinin ve inceliklerinin neler olduğunu öğreniyordu.  İsterlerse içeri direk dalıp herkesi öldürüp soygunu başlatabiliyorlardı ya da güvenlikleri öldürüp kameraları indirip sivilleri de yere yatırıp sessizce soygunu yapabiliyorlardı. Oyun  içerisinde bir rehineyi serbest bırakarak tekil bir oyuncunun yeniden doğmasını da  sağlıyabiliyorduk. Banka içerisindeki görevleri hallederken polislerle de çatışmak soyguncuları biraz zorlayabiliyordu. Dört arkadaş oyunu satın alıp beraber soygun  yapabiliyordu, bu da oyundan alınan zevki ikiye katlıyordu. Tek başına soygun yapmak bir yere  kadar zevkli olabiliyordu fakat arkadaşlarınız da yanınızda olunca o soygunların sonu gelmeyebiliyordu.

Şimdi ise gelelim önümüzdeki ay çıkacak olan PayDay 2'ye. Ana tema yine PayDay: The Heist'teki  gibi dört kişilik soyguncu çetesi halinde bankaları soymak olacak. Oyuncular ilk oyundaki gibi arkadaşlarıyla toplanıp sağlam soygunlar düzenleyebilecekeler. PayDay 2'de bulunacak olan  CRIMENET ile birlikte oyuncular yapacağı soygunları veritabanından seçebilecekler. Silah  sisteminde ilk oyunun üstüne çok şey ekleniş durumda. Silahlarınızdan ateş ederken veya  sivilleri kelepçelerken pek iyi hissetmeyeceğiz ve oynadığımız karakter bu durumdan etkilenecek.

Ayrıca belirli imkanlar doğrultusunda silahlarımızı istediğimiz gibi özelleştirebileceğiz.  Optikler, susturucular, nişahgahlar ve dipçikler gibi silah parçalarını kendimiz  düzenleyeceğiz ve bu parçaların her biri silahı iyi ya da kötü yönde etkileyecek. Ayrıca  görsel amaçlı koyabileceğimiz şeyler de bulunacak silah düzenleme esnasında. Maskeler ise ilk oyundaki gibi belirli sayıda olmayacak. Oyuncular istedikleri gibi düzenleme yapabilecekler  maskeler üzerinde. Mesela Türk bayrağı temalı bir maske yaparak oyunculara Türk olduğunuzu gösterebilirsiniz.


Her soygun rastgele olarak düzenlenecek yani bir kere yapmış olduğunuz soygun asla karşınıza  tekrar çıkmayacak. Senaryo her seferinde değişikliğe uğrayacak. Dinamik senaryo sistemini bakalım oturtabilmişler mi oyuna. Soyguncular olarak çeşitli yeteneklerimizde olacak ve seçim  yapabileceğiz. Yetenekler verdiğimiz puanlara göre şu yönlere doğru gelişecek: Zeka ustalığı,  zorbalık, hayalet ve teknisyen. Dilediğiniz yöne doğru kendinizi geliştirebileceksiniz. PayDay  2'yi istediğiniz gibi oynayabileceksiniz yani ilk oyundaki gibi direk içeri dalabilecek ya da sessiz sessiz işinizi halledebileceksiniz.

Bence PayDay 2 ilk oyundan daha fazla sevilecek yeni gelen özellikler ile birlikte ve daha iyi  puanlar alacak. Özellikle maske özelleştirme ile yetenek gelişimi çok hoşuma gitti. Arkadaşlarla oynamak için kaliteli bir oyun daha piyasaya çıkacak gibi görünüyor. Şimdiden oynanış videolarını izleyerek kafamda ne tür soygun  yapsam acaba, içeri direk mi dalsam yoksa sessizce mi halletsem gibi sorular dolaşıyor.  Ağustos ayını merakla bekliyorum.

PayDay 2 önümüzdeki ay PlayStation 3, Xbox 360 ve PC platformlarına çıkışını yapacak. Eğer oyunu ön-sipariş yoluyla satın  alırsanız  bir ganimet çantası elde edeceksiniz. Ganimet çantasında oyun içinde  kullanabileceğiniz birçok eşya bulunuyor. Ayrıca Career Criminal Edition versiyonu da şu anda  ön-siparişte. Bu pakette de özel pek çok eşya bulunuyor ve PayDay 2'nin betasına girme hakkı elde ediyorsunuz.

Dota 2 İnceleme,Nasıl Oynanır ?






9 Temmuz 2013 tarihinde çok iyi bir çıkış yapan dota 2 oyununun bağımlısı çok sayıda
Öğrenmek isteyenler için bir kardeşimiz tarafından hazırlanan rehber videosunu izleyerek öğrenebilirsiniz.